Hasret ile vuslatın buluştuğu nokta...
Hasret ile vuslatın buluştuğu nokta... Hasreti bilir misin? Hani böyle parçası kalmayana kadar bir şeyi kıyarsın ya... İşte öyle bir şeyler kıyılır içinde. Aynı zamanda bir sızı yayılır, canına ciğerlerine. Bir bulut birikir, gizli bir diyarlarında
Büyür, büyür, her bir zerrene yakıcı bir duman gibi dolar. Daralırsın, boğulursun. O bulut gezinir gezinir de içinde, bir türlü yağmurlar çözülüp de katrelenemez, çözülüp de düşemez, şerha şerha yarılıp dağılmış kurak topraklarına. Karanlıktasındır, bir türlü güneş doğmaz mana iklimlerine. Neyin nerede olduğunu bilemeyecek kadar koyu bir karanlık! Görüyor olsan dahi, maddî gözlerinin ötesinde her şey karanlıktadır sana.
Bir yola çıkmışsındır. Şuurun erince bir bakarsın, yollar binleşir. Ne yapacağını şaşırır, biraz birine, biraz diğerine derken, bir sürü ıstıraplarla geri döner, esas başlangıç noktasını da kaybettiğin için şaşkın, sonu çıkmaz yollar arasında çaresiz öyle dolanırsın ya... Kuşlar havalanır içinden. Aklının, ruhunun, kalbinin, her türlü ince hissiyatlarının semasında durmadan uçar. Hiç bir dala konmadığı için, senin göğün ötesine bakmanı engellerler ya...
Yaşamak istiyorsun, hayatın sana sunduğu bütün güzellikleri tek tek tatmak istiyorsun, ama çok derin karanlık bir denize düşmüşsün. Üstelik yalnızsın, üstelik yüzme de bilmiyorsun, batıp batıp çıkıyorsun. Kaygı ve endişenden, hayatı kaybetme korkusundan, hayata dair ne varsa hiç birini algılayamayıp, sadece korkudan ibaret, bir endişe yumağına dönüşüveriyorsun ya... Hasret böyle karmakarışık bir his yumağıdır işte. Hasret, hasret duyulan şeye göre büyür.
Ve kavuşmak,
Ve buluşmak,
Ve vuslat,
Çözmeye başlar yumağı. Hakikatleri ortaya çıkarmaya başlar. Bazen hasret duyulan şeye kavuşulduğunda, bunca ezici, boğucu sıkıntıların, ona değmeyeceğini anladığında, öyle bir yıkım olur ki, öyle bir pişmanlık sarar ki seni, nereye gideceğini, neye inanacağını şaşırır öylece kalakalırsın.
Birçok şey, neden ve niçinini bilmeden peşinde gidildiği için, bir sürü vakit kaybı ile birlikte yarı yolda bırakıverir insanı.
Kime neye hasret duymalıyız? Hangi yolu takip edeceğimizi kime sormalıyız? İşte bir sürü şaşkınlık, kayıp, acı ve ıstıraptan sonra, Cenab-ı Hakkı, Yaratıcımızı bulduğumuzda, anlarız ki; yollar Ona sorulur. Istıraplar Onda diner, yanlışların doğru olanlarını O gösterir. Yorulmuş, hırpalanmış manevî varlığımız Ona kavuşunca tazelenir.
Onu bulmak; elemsiz, kedersiz, karmaşasız, fevkalade güzel, engin, huzurlu, nurlu bir dünyanın kapılarını açar bize.
Onu bulmak var ya;
Hem hasrettir, hasretlerin en derini, en güzeli.
Hem vuslattır, kavuşmaların en derini, en ferahlısı, en muhabbetlisi, en tatlısı.
İşte hasret ile vuslatın buluştuğu en önemli noktadır hidayet.
O noktayı bulan,
O noktada duran,
O noktada kalan,
O noktadan hayata bakan,
O noktayı hayatının rotası yapan Allah’ın izni ile şaşmaz.
Mümine Güneş
|
Tarih: 22:52, 25/10/2009 |
Yorum yaz |
selamünaleyküm
Anlat bize Ey Uhud!
--------------------------------------------------------------------------------
alıntıdır
Bu kutsal topraklarda başımı ne yana çevirsem Efendimizi, asr-ı saadeti hatırlatan bir şeyler görüyorum mutlaka. Başka bir deyişle, her bir dağ, taş, bana Efendimizi, asr-ı saadeti hatırlatıyor. Her bir karışı O’nu ve ashabını hatırlatan bu topraklarda sizlere hangi güzelliklerden bahsedeceğimi şaşırmış durumdayım. Zamanla hepsinden bahsetmek istiyorum elbette fakat öncelik olarak Uhud dağından ve Uhud savaşından bahsetmek istedim.
Uhud, Mescid-i Nebevi’ye beş kilometre uzaklıkta, yüksekliği yüz on metre olup uzunluğu sekiz kilometre olan bir dağdır. Uhud dağı ismini, yanlızlığından almış. Etrafında başka dağlar bulunmadığı, tek başına olduğu için Uhud ismini almış. Rengi kırmızı tonlarında. Efendimiz, üzerinde Allah için nice kanların döküldüğü bu mübarek dağdan övgüyle bahsetmişdir. Bir seferinde: “Uhud bizi sever, biz de Uhud’u severiz” buyurmuştur.
Uhud dağına ilk gittiğimde çok heyecanlanmıştım. Burada, evden çıktığım anda başlıyor bu heyecan bende. Attığım her adımda Efendimizi düşünmeden edemiyorum. O’nun geçtiği, yürüdüğü yollarda yürüdüğümü düşünmek, mübarek gözünün baktığı yerleri görmek her seferinde daha çok mutlu ediyor beni. Her seferinde “Çok şükür Allahım hala burdayım” diyorum.
Uhud dağına doğru yola çıktığımızda da bu halet-i ruhiye içindeydim. Uhud’u karşımda gördüğümde çok şaşırmıştım, mutlu olmuştum, heyecanlanmıştım. Dimdik duruyordu karşımda. Kırmızı kırmızı sanki bana bakıyordu. Resulullahı anlatmak istercesine, beni asr-ı saadete götürürcesine bakıyordu. Ben de ona, okurcasına, gözümü kırpmadan, nefes bile almadan bakıyordum. Uhud savaşını hayal ediyordum sanki görmüşcesine.
Anlat dedim Uhud’a, anlat bana Efendimi, anlat bana Allah yolunda senin üzerinde dökülen kanları, anlat bana mübarek sahabelerin nasıl savaştıklarını, anlat bana “Allah Allah” diye düşmana doğru koşan mübarekleri... Canlarını Allah yolunda gözlerini bile kırpmadan vermek isteyen Ashab-ı Kiramı anlat. Bir yandan Efendimizi koruyup diğer yandan da aslan gibi vuruşan mübarekleri anlat. Okçular tepesini anlat. Nasıl olmuştu da Efendimizin sözünden çıkmışlardı. Nasıl olmuş da O’nu dinlememişlerdi. Halbuki Resulullah onlara “Ben emretmedikçe burdan ayrılmayın” demişti. Tam da kureyşliler kaçmaya başlamıştı ki, okçular Efendimizin sözünden çıkıp yerlerinden ayrılmışlardı.
Anlat Uhud, hepsini anlat bana. Efendimiz zannedip Hz Mus’ab’a kıyan haini, Efendimizin mübarek dişini kıran kafiri anlat. Savaşta yaralanan sahabelerin yaralarını saran mübarek kadınları, Vahşi’nin mızrağıyla şehit olan arslan gibi kükreyerek savaşan, şehitlerin babası Hamza’yı anlat. Efendimizi korumak için kollarını, bacaklarını kalkan yapan, bu yolda kolunu kaybeden Talha’yı anlat.
Safiyye’nin; kardeşi Hz Hamza’nın paramparça olmuş cesedini gördüğünde ki teslimiyetini anlat. Öyle ki, ensardan bir kadın da babasının, kardeşinin ve kocasının şehit olduğu haberini alınca sadece Efendimizin nasıl olduğunu sormuş ve sağ olduğunu haber alınca “çok şükür” demiş, rahatlamıştı. Nasıl bir teslimiyettir bu, nasıl bir Peygamber aşkıdır bu. Nasıl bir Peygamber aşığıdır bu. Efendimizi mübarek dişi kırıldığında bağrında sen saklamışsın müşriklerden, kızı Fatıma mübarek babasının kanayan yanağını da bu mağarada tedavi etmiş. Bugün milyonlarca müslüman bu mübarek mağarayı görmek için tırmanıyor sana. O’nun dinlendiği bu mağarayı sırf görmek için... O’nu gören dağı taşı görmek için... İşte bu kadar hasretiz, bu kadar muhtacız O’na.
Yetmiş tane sahabe şehit olmuş Allah yolunda, senin üzerinde mübarek canlarını vermişler. Müşrik kadınlar nasıl da iğrençlikler yapmışlar sahabelerin cesedlerine, nasıl kıymışlar, nasıl yapabilmişler bu çirkinlikleri. Nasıl bir kin, nasıl bir nefrettir bu. Nasıl bir cahillik, nasıl bir nasipsizlikdir bu. Sen nelere şahit olmuşsun Ey Uhud.
selam ve dua ile kardeşim Allah c.c. razı olsun
Efendimiz, ömrü boyunca bu savaşı, bu savaşta şehit olan mübarekleri unutamamış. Vefatına kadar Uhud şehitlerinin kabirlerini ziyaret etmiş. Bugün ise o mübarek şehitlerin kabirlerini Ümmet-i Muhammed ziyaret ediyor Ey Uhud.
Asırlardır ziyaretine gelen müslümanların hepsi, sana, tıpkı benim şu anda baktığım gibi baktılar. Tüm bunları görmek ister gibi, bugün Uhud savaşının tek şahidi olan senden duymak ister gibi baktılar. Bir dile gelebilsen kimbilir neler anlatırsın bize Ey Uhud!
selam ve dua ile sıddık aneycan |
Yazan: canahmedimsav Tarih: 2009-11-19 19:31:29, 2009-11-19 19:31:29 |
Bağlantı |
|
selam ve dua ile xuda razi be dayecan
Elif Olmak
"elif" olmak zordur
cünkü "elif" olmak
yuvarlak bir dünyada dik durmanın
dik ve önde
belki acıyla
ama vazgeçmeden durmanın
dünya ne kadar dönerse dönsün
olduğu yerde kalmanın adıdır elif; olmak
zordur elif olmak
elifolmak hep vurulmaktır
elif olmak yalnızca elif olmaktır
elif demeden hiçbir şey denilemez
ben elif dedim
artık her şeyi söyleyebilirim*
dostum, ;elif olmayı dilemişim sanırım bir vakt-i seherde, bir cesaretle zor(luğunu) bilmemişim o zamanlarda; dilemişim..yarın huzurunda bir elif misali durabilmeyi dilemişim; oysa şimdilerde dizlerimin bağı çözülür; diz çökerim..beye meylederim; başlasın bu cümle artık! derken yine elif misali kalıveririm bir birin huzurunda..yine zorlukla, yalnızca, yalın-ca
elif olmak zor imiş!
ama her elif in yanında akvâ olanın yardımı, yarlığı var imiş!!
dostum, bilir misin elif olmaya talip olmak nedir, bilir misin insan nasıl elif olur? dilersin ondan sadece onun yar-lığını, dilenirsin onun kucağından başka mekanlar sana soğuk gelir, üşürsün bir ağustos sıcağında..yürüdüğün yollar sana yabancı gelir; bildik mekanlar sıkar seni..tanımadığın sîmalar sana âşina gelir, tanımadığın kişiler senin niyazına girer; tanıdıkların ise yabancı nazarlarla bakarlar sana. hikmetine eremediğin hallerle örülür hayatın; susmayı seversin; sükûtu seversin; sükûtu hal edinenleri seversin
dostum, bilir misin, elif bağlanmaz kendisinden sonraki harfe;sadece kendinden önceki harfe bağlanır; en önceki;ne belki de..sen, dünyana sonradan girenlere sıkıca bağlandığın vakit
elif olmaz adın..sanırsın ki o zaman üzerindeki zorluklar kalkacak; ama herkes yüklenir üzerine..yardımsız yarlar doluşur dünyana..;yardımıyla gelen yar gitti diye
aklımın al(a)madığı hallerin eteğinde gezinir dururum; belki aklım acziyetiyle susabilmeyi öğrenir diye..başımı tâ yüreğime kadar eğer, dinlerim o kısık fısıltıyı şimdilerde
dostum, şimdilerde elif der susarım; elimi bileğime koyar dinlerim nabzımı..atışları, dünyadaki hiç kimsenin isminde artmaz;yüreğim dünyadaki kimsenin isminde titremez; bu belki de lütuftur, yar;dandır bu, belki de elif olmanın gereğidir.
/allahu alem
elif olmayı dileten de var;imiş dostum;
yar olmayı dileyen imiş
nokta!
*mevlana idris
Sare Nokta
Düzenleyen simuzer60 gün: 7/11/2009 saat: 10:48 |
Yazan: canahmedimsav Tarih: 2009-11-07 10:35:08, 2009-11-07 10:35:08 |
Bağlantı |
|
YÜREĞİNE SAĞLIK SİMUZER TEYZEM..ALLAH RAZI OLSUN.ELLERİNİZDEN ÖPERİM..SAYGILARIMLA.
YAĞMURLARLA AĞLIYOR
yalnızlığına… Yokuşlarda yoruldu yüreği… Melal akşamlarda hüzün içiyor… Araf yollarda avare yürüyor yıllardır… İkilemlerle ilerliyor Kaf dağının ardındaki sevgiliye kavuşmak için…
Arıyor ağlıyor ağlıyor arıyor… Savruk sinesinden sarı sonbahar dökülüyor toprağa… Hicran damlıyor ümit bulutlarından… Acı çiçekler açıyor avuçlarında…
Yıllar yüreğinde yırtık bırakarak yol alıyor… Ne kışta ne yazda… İlk ve sonbaharı soluyor seherlerde… Sevinçlerine çiğ yağdı kırağı kırdı çiçeklerini… Baharlar bekliyor bağrı uzak iklimlerden esen meltemlerle serinlemek istiyor sadrı…
Selim kalple sabır ağacına dayanıp şükretmek diliyor… Kalp toprağına düşecek hikmet meyveleri bekliyor o ağacın altında… Sevgiye dost olmuşken sevgili gelmese de olur… Şefkat yoksunu aşk kalp doyurmuyor neylesin sönük sözleri…
Serap sevgiler firak acılar demek… “ Bütün firaklardan gelen feryatlar aşkı bekadan gelen ağlamaların tercümanıdır”
Evet aşk vardır; bekaya… Bekaya bakar kalp değişmeyen daimi güzele meftun…
Ağlama gönül neyle yesin gidip kaybolanları… Araf yollar avare yıllar biter bir gün… Yıkanmış yürekle yürürsün aklın aydınlattığı yolda… Vuslat içer şifa sadır… Sen her şeye yakın her şey sana yakın… Uzak uzaktır sana… Anlamamak ve anlaşılmamak yoktur artık…
Küllerin kâinata savrulmuştur kâinatsa kalbinde kayıp… Yağmurlar yine yağar ıslatmaz rüzgârlar yine eser savurmaz… Savruk değilsindir kök salmışsındır kâinatın kalbine… Yine yürürsün yollarda dönüp de arkana bakmadan… Arafta avare değilsindir yaranını bulmuşsundur; Ya Rahman… Ya Rahim… Ya cemil… Ya Vedud…
Rahmet seni ebede namzet etmişken neyle yesin geride kalanları… Yunus yüreğinle “kalanlara selam olsun” der yürürsün… Kör kuyularda korunmuş arınarak yükselmişsindir Azizliğe… Kuyudaki yalnız Yusuf değilsindir kardeşlerin sevgiyle sarmış Yakubi şefkat kuşatmıştır… Zirve dekeyken aziz bir terk edişle terk edersin dünya züleyhasını: “teveffeni müslimen.”
Hayata veda ederken geride Yusufi bir kıssa bırakmak yokuşlarda yağmurlarla ağlamaya değer… Bedelsiz değildir esir pazarında satılmak Azizlik esirlikten geçer.
Aşkı bilmez Züleyha Yakubi şefkati anlamaz… Ağlarsan Yakubi ağla… Seveceksen İbrahimi sev “La uhubbil afilin” de…Hikmet yağmurlar yağıyorsa selim kalbine
“Selam” sana dosttur Rahmet yaran… Kuyularda yalnızsan korkma kıssan yazılıyordur kıyamete kadar okunmak için… Yüzünden okunur Yusuf yüreğin… Yazman için güzel sabrı şükürle süsle ve hayata Yusufi imzanı at: “teveffeni müslimen”Hüseyin Eren
NAZLICAN FIRAT
YORUMLARIMDA ÇOK YARDIM ALDIĞIM AHMED AK ABİME TEŞEKKÜR EDERİM.
|
Yazan: Tarih: 2009-11-05 16:41:28, 2009-11-05 16:41:28 |
Bağlantı |
|
Allah c.c. razı olsun aneycan
Sevgi hayatın kalbidir.
Allahın üflediği ruhtur sevgi..Bu yüzden sevgisiz insan can verilmemiş gibidir.
Bir nevi ölüdür sevmeyen insan
Evet,sevgi hayatın kalbi olduğu gibi insanın da,kainatın da,
Cennetin de kalbidir..
O sevgidir ki her şeye can verir..O sevgiyledir ki ölüler dirilir..
O sevgiyle toprak yeşerir,sevgi gülleri verir..
Gülün kokusu ,sevginin de kokusudur bu yüzden
Sevginin her mevsimi bir bahardır.
Sevginin kışı yoktur..
Soğuğu yoktur.sevgi hep sıcaktır.belki bazen ılıktır ama hiç soğuk değildir..
Sevgi,incitmeyen bakıştır.Kırmayan kalptır sevgi..ve sevgi iyiliktir.
Sevgi sevapların en güzeli,en yücesi ve en bereketlidir..
Sevgi varolduğu her şeyi güzelleştirir..
Kirlerinin arındırır ve tertemiz kılar..
Sevgi kötülüğe sevinmez,kötülük etmeyi hiç bilmez,ve gördüğü
Her kötülüğü iyilikle örter..
Sevgi gecenin içinden sıyrılıp çıkan gündüzün aydınlığıdır..
Her sevgi güzeldir..kötü sevgi hiç yoktur..
Sevgi adına yapılan kötülüklerin temelinde sevgi değil,sevgi sözlüğüyle örtülen basit duygular ,nefsaniyetler vardır.
Ama asla sevgi yoktur
Sevgi rahmettir.öyle rahmettir ki sevgi yağmurun gözyaşıdır.
Gözyaşının sıcaklığıdır..
Sevgi Allahın yeryüzündeki en açık izidir..
Sevgi Onun velilerine has kıldığı gönül cennetidir..
Sevgi,Allahın nefes alalım diye gönderdiği cennet esintisidir..
Sevginin kalbidir Allah.(c.c.)
Bu yüzden sevgi Onun adıyla başlar,ve Onunla yaşar..
Onsuz sevgiler bir kuru hayal ve aldanmadan ibarettir..
Sevgimizden Allahı varsa onu sizinle O da sevecektir ve sevginizi koruyacaktır.
Sevginizle sizi O konuşturacak ,O buluşturacak..
O size yıldızlardan taç yapacak,nurlu bir yoldan sizi cennete ulaştıracak..
Sevgimizi her türlü tehlikeden O koruyacak..Aşkımızın sırdaşı,hicretimizin yoldaşı olacaktır.
Düzenleyen simuzer60 gün: 26/10/2009 saat: 09:18 |
Yazan: canahmedimsav Tarih: 2009-10-26 09:11:57, 2009-10-26 09:11:57 |
Bağlantı |
|
|