Myspace Cursors @ JellyMuffin.com SİMUZER - Blogcu


SİMUZER

ANASAYFA PROFILIM ARSIV

Hakkımda

"Biz öyle bir hakikate hayatımızı vakfetmişiz ki,güneş'ten daha parlak,cennet gibi güzel ve saadet-i ebediye gibi şirindir."R.Nurdan


Kategorilerim

  • Esma
  • Guzel sozler
  • Islami bilgiler
  • Nur köşem
  • Sahabeler
  • Serbest kursu
  • Simuzer


  • Yazılarım

    Seher Vakti Çaldım Yarin Kapısını ...
    Aksiliklerin Aksine...
    Kaybolup gitmiş yusuf,Ken'an iline geri gelir,üzülme!
    bu aralar mola istiyorum...
    Baba gibi baba olmak ne de yakışıyor babalara
    taş olarak kalabilirdin...
    Duy şikayet etmede ..
    Secde Bir Okuldur...
    Elinle ortadan ikiye bölebilirsin yaşamı.
    Bir Çığlık Ol....


    Arkadaslarım

    manayolcusu
    Yurekyanginlari
    withmyheart
    sakaryanur
    gocmenkizi
    sohbetsevenler
    ahmetkatin
    mnelam
    cennetkokusu
    huzunmahkumu
    sevgieroglu
    edaca30
    hattatin
    recaysev
    AYHANIM01
    nasibim
    EsMaLaL
    sessizciglik1
    herneysem
    edaninbahcesi
    BUYUKGUZEL
    2563
    rahmetyagmuru
    rufeydem
    fecriati
    sevgipinari01
    tesetturluyum
    ummahindostlari
    mutluluklardiyarim
    edacafe
    guzellikveciltbakimi
    hobidunyamradio
    PastaMalzemeleri
    seciyorum
    yemektarifleri85
    ebedisevgiliyedogru
    kevserekanmak
    canahmedimsav
    dolunayayazi
    doymadimsana
    ravzayaselam
    resimdostu
    vurgunuyumgullerin
    nurumuhammed
    nureysa
    tesbihtanesi
    altnsilsile
    KaleminGozyaslari
    gulumcan
    alemlerinrabbi
    GercekYoLislam
    birgonulbal
    iskenderpala
    allahbesbakiheves
    nisanur83
    seyyahcagri
    rindiseyda
    medreseizehra
    CaNKuRBaN
    edablogdunyasi
    islamiilimler
    yunusum
    asilnur
    mevedde
    edebinur
    binbirhuzun
    acizgonul
    NuruAhsen
    sehadetyildizi
    beyanulkuran
    RumeysaBetul
    miniknurcular
    kureysi


    Bağlantılarım

    * simuzer space
    * simuzer.azbuz
    * simuzer1001.wordpress


    Image Hosted by ImageShack.us
     selahaddin_kocaaslan_ile_hoş_sada

    HUSUMETE VAKTİMİZ YOK

    tıklayınız


    DUYURU PANOSU

    Sevgili gönül dostlarım .
    üç aylarınız ve recebi şerifiniz hayırlara vesile olmasını Yüce Rabbimizden niyaz ederim...
    simuzer


     


     


     

     

    www.flickr.com
    simuzers' items Go to simuzers' photostream

    Seher Vakti Çaldım Yarin Kapısını ...



    seher vakti çaldım yarin kapısını
    baktım yarin kapıları sürmeli boş bulmadım otağının yapısın


    Tarih: , 27/6/2009 Kategori: Belirtilmemiş
    Yorum (1) | Bağlantı

    Aksiliklerin Aksine...



    BİR MARTI kanadını değdirdi serin sulara, ürperdi ve uçtu.

    Elini ateşe değdirdi çocuk, üfledi ve parmağını çekti.

    Günebakanlar, güneşe karşı açtı, kargalar,
     korkuluğu gördü ve kaçtı.

    Bir taş fırladı bir adamın elinden, gitti, gölün ortasına düştü, balıklar kaçıştı.

    Bir patlama oldu pazar yerinde, kuşlar uçuştu, insanlar koşuştu,
    sebze ve meyveler saçıldı.

    Bir kutlama yapıldı, havai fişekler patladı, gökyüzünü duman ve toz kapladı.

    Aynı esnada, mutfaktaki tencerede mısırlar patladı,
    etrafa güzel bir koku yayıldı..

    Bir yandan çocuklar mantar tabancalarını patlattılar,
    kediler kaçacak bir yer aradı.

    Arabanın lastiği patladı, direksiyon hakimiyetini kaybeden şoför aracı bir duvara çarptı ve durdu. Çocuğun elindeki uçan balon patladı, gözyaşları ve feryatlar kapladı ortalığı.

    Su borularından biri patladı, mahalleyi sel aldı.

    Gözlüğü çatlayan genç, etrafa puslu gözlerle bakındı.

    Bardağı çatlayan misafirin çayının tadı damağında kaldı.

    Çatlak lavabo su sızdırdı durmadan.

    Genç bayanın en sevdiği bardak kırıldı, servis takımı bozuldu.

    Ödevini noktası noktasına tamamlayan bir programlama öğrencisi tam kaydedecekken yaptıklarını,

     mahallenin elektrik direğine yıldırım düştü.
    .Kocaman kütük yere devrildi, elektrikler kesildi…

    Mimarlık tezini hazırlayan gencin emek emek hazırladığı maket yere düştü..

    Tam ortasından çatladı ve sonra ikiye ayrıldı.



    Bir çocuğun oyuncağı çatladı, birinin telefonu suya düştü, birinin hayalleri...

    Başka çatlayanlar da vardı.

    Fındıklar, cevizler, bademler çatladı, içlerindeki lezzet yiyenlere ayan oldu.

    Çatlayan tohum, toprağın içinde yol almaya başladı..Yeni bir filiz doğdu.

    Döküldü-kırıldı-çatladı-saçıldı-patladı.

    Kimi için iyi, kimi için kötü bir netice oldu.

    Kırık camlar batmadıkça ayaklara, patlayan balon yakmadıkça çocuğu, sel suları bir tahribat yapmadıkça, lastiği patlayan araç kaza yapmadıkça, serseri kurşunlarla kimse yaralanmayınca, bir “OH” çekildi derinden.

    H harfi bazen F harfi ile karıştırılabildi.

    Büyük musibetlerin önleyicisi küçük kazalar, büyük kazaları “ucuz” atlatmalar, hayatın ne çok sahnesinde karşımıza çıkıyorlar..

    Kurtarılışlar, felaha ermeler, üzüntüler, geç kalmalar, kırıp dökmeler, kazalar, tüm bunlar bazen bir işaret oluyorlar, bazen bir silkelenme.. Bazen de, aldırmamak yine.

    Oysa hiçbiri boş değil, boşuna değil…

    Bazı parçalanışlar, bazı kazalar küçük görünseler bile, nice semereyle hayatımızın köşe başlarını tutuyorlar.

    Tıpkı bir küp şekerin ancak parçalanarak tat vermesi, bir tarçın çubuğunun ancak kırılarak koku vermesi gibi, insan da kırılmalara bölünmelere meyyal, ancak sanıldığının aksine bir parçalanış bir uyanışa vesile olabiliyor.

    Bir kimse, mısırla ömründe ilk defa karşılaşıyor olsa, onu toplasa, bir şekilde ondan istifade etse..Bir gün, mısırlardan biri ateşe düşse, “eyvah” der belki..Bu “eyvah” mısırın bir de patlamasının olduğunu bilmeyiştendir, bir yitirişedir. Oysa, patlamış mısırın tadına bakınca anlar ki, bir de böylesi bir lezzet varmış.

    Elemler de böyle zannımca, başka lezzetlere, başka dirilişlere kapı açıcı.

    Keder de, kaderde karşımıza çıkan şer görünümlü hayırlar da öyle..

    Hem hayatta lezzet kadar elem de tat verebiliyor, elmanın olgunlaşması gibi olgunlaşıyor insan..

    Bu yüzden, kırılana değil kırdıran hikmete, dökülüp bozulana değil, ardından geleceklere çevirmeliyim bakışlarımı..

    Ufak tefek de olsa, karşımıza çıkan “aksilikler”in kader çizgimizde mukaddes bir yeri vardır diye düşünüyorum..

    “Hay aksi” dedirten nefsin aksine çalıştırmalı hisleri, toparlanmalı, daha büyüğünden esirgeyen, bağışlayan Rabbe hamd ve senada bulunmalı.


    Bir küçük yahut büyük kazanın da böylece atlatıldığına sevinilmeli, lezzet duyabilmeli..

    Sevinmeli, zira zeval-i elem dahi lezzettir..

    Elem dahi, bir yaratılış gereği, elem dahi hikmettir.


     

     


    Tarih: , 22/6/2009 Kategori: Belirtilmemiş
    Yorum (4) | Bağlantı

    Kaybolup gitmiş yusuf,Ken'an iline geri gelir,üzülme!

    -----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
     
     


    Kaybolup gitmiş yusuf,Ken'an iline geri gelir,üzülme!
    Bu hüzünler evi,gün olur yine gül bahçesine döner,üzülme...
    Ey gamlar çeken gönül dertlenme,hâlin düzene girer;
    Bu perişan baş,yine bir hâle yola girer ,üzülme
    Hele iki gün muradımızca dönmediyse,
    Devran hep bir türlü dönmezse,üzülme...
    Hele sağlık olsun,ömrünün baharı gitmezse,
    Ecel gelmezse ,ey güzel nağmeli bülbül
    Yine çemen tahtında gül şemsiyesini başında tutarsın,üzülme!
    Gönül;yokluk seli,varlık kapısını kökünden yıkıp götürse bile,
    Madem ki kaptanın NUH tur,üzülme!
    Kendine gel,gayb sırlarını bilmezsin sen!
    Ümidini kesme,elemlenme,perde ardında gizli oyunlar var,üzülme!
    Kâbeye varmak iştiyakıyla yürürken çölde,ayağına dikenler batarsa üzülme
    Konak pek korkulu,maksat da pek uzak ama
    Hiçbir yol yoktur ki ;sonu olmasın,üzülme...
    İnsanı hâlden hâle sokan ALLAH ,sevgilinin ayrılığındaki halimizi de bilir..
    Rakibin verdiği zahmetleri de ,üzülme!
    Hafız;yokluk bucağında,karanlık gecelerde
    Virdin;Dua ve Kur'an oldukça gam yeme...''
    Hâfız Divanı 

    Tarih: , 18/6/2009 Kategori: Belirtilmemiş
    Yorum (1) | Bağlantı

    bu aralar mola istiyorum...


    Bazen alıp başımı dağlara kaçmak isterim... İnsanlardan, hayattan yorulduğum zamanlar düşünürüm kaçıp gitmeyi... Mola isterim bir anlamda kendime...

    Hani yolculuklarda verilen molalar vardır ya onlar gibi... Hani gideceğin yeri bilirsin, geldiğin yeri de... Yolculuk sürecektir... Ama sadece ve sadece 20 dakikalığına kaçarsın o otobüsün seni zaptu rapt altına alan kıstırılmış, kısıtlanmış oturuş şeklinden... En tuhafı da otobüsten inersin biraz dolaşayım ayaklarım açılsın diye, sonra iki dakika geçmeden bir sandalye de otururken bulursun kendini... Çay ya da kahve kokusu çökertir yeniden seni bir yerlere...

    İşte bazı zamanlar bu hayattan kaçmak için alıp başımı dağlara gitmek isterim... Yanımda biraz su, biraz ekmek olsun yeter derim..(Tabiki nurlar olmadan olmaz..) Hayattan bir mola isterim kendime... Ruhumun ve aklımın ihtiyaçlarını karşılamak için...

    Ve bomboş gözlerle gündüz güneşi, bulutları, gece ise yıldızları, ya da kopkoyu siyahı seyretmeyi planlarım...

    Derim ki; kimse soru sormasın, kimse cevap beklemesin benden... Sorulacak soruları ben kendime sorayım, verilecek cevapları da ben kendi yüreğimde, geçmişimde, geleceğimde bulayım...

    İşte şimdi bu aralar yine mola istiyorum...


    Tarih: , 14/6/2009 Kategori: Belirtilmemiş
    Yorum (7) | Bağlantı

    Baba gibi baba olmak ne de yakışıyor babalara




    Nereden girmiş bilmiyorum içimize bu “çok yoğun” baba modası bilinmez… Günümüz babaları sanki ağız birliği etmişçesine “Az görsem de çocuklarımı yine de yeterince ilgileniyorum onlarla zaten arkadaş gibiyim” sözünün arkasına sığınıp babalık görevinden kaçmaya çalışılıyor.
    Babanın görevi çocuğuna arkadaş gibi olmak değil çocuğunu çevresi ile arkadaşlık kurabilecek kabiliyetlerini geliştirmektir.
    Çocuklar babalarını baba gibi hissettikleri zaman rahatlarlar arkadaş gibi değil.
    Babanın varlığı çocuk için sekine kaynağıdır huzur ve güven atmosferinin soluklandığı anlardır.
    “Ben her ne kadar çok meşgul olsam da çocuğumu ihmal etmemek için elimden geleni yapıyorum” diyemezsiniz. Peki neden diyemezsiniz? Düşünün ki doktor yoğun bakımda oksijen çadırında yatan bir hastanın oksijenini kesse ve “Kusura bakma seninle çok ilgilenemiyorum; görüyorsun işte çok yoğunum. Her ne kadar oksijenini kessem de sen hiç merak etme arada bir gelir senin oksijenini yeniden bağlarım ve bol bol sohbet etme imkanı buluruz” dese hasta “Bana ne kardeşim senin yoğunluğundan benim oksijene ihtiyacım var!” demez mi?
    Hastanın ihtiyacı olan şey doktorun yoğunluğuna göre elinden geldiği kadar oksijen soluklanmak değil bizzat ve en önce oksijen teneffüs etmektir.
    Çocuk için de durum bundan farklı değildir. Baba çocuğunun yanında bulunduğu dakikalarda hiçbir şey yapmasa da oksijen çadırındaki hastanın oksijen soluduğu gibi çocuk da babanın yanında bulunduğu dakikalarda güven ve huzur soluklanır. Çünkü Allah babaları çocuklarına huzur hissi verecek kabiliyette yaratmıştır.
    Çocuklar okulda birbirleri ile inatlaşırken “Benim babam senin babanı döver!” diye babaları ile övünmüyorlar mı? Baba güç demek baba sekine demek baba huzur veren oksijen çadırı demektir.

    Babasız çocuklarda aynı davranış bozuklukları görülüyor
    “Günlük işlerin telaşı işte çocuklarla yeterince ilgilenemiyoruz” bahanesine sığınan babaların çocuklarında genelde aynı davranış sapmalarına rastlıyoruz. Babasız (babası olduğu halde babasız) büyüyen çocuklar genelde bir istikamet tutturmakta zorluk çekiyorlar. Güçsüz ve dirayetsiz oluyorlar. Aldıkları bir kararı kırk kez gözden geçiriyor başarısızlık karşısında hemen hayal kırıklığına uğruyorlar. Sözlerine genelde güven olmuyor. Bir gün şöyle bir gün böyle görünüyorlar.
    Bir noktanın altını hemen çizmek gerekirse baba ihmaline uğramış çocukların en belirgin özelliği namaz kılma konusundaki dirayetsizlikleridir. Ne kadar ısrar edilirse edilsin babanın oksijen çadırında güç ve kuvvet teneffüs etmemiş çocuklar namaz kılma konusunda çok zorlanmaktadır.
    Özellikle kız çocuklarına babalık yapmakla görevli babalara seslenmek gerekirse “aman kızlarınızı ‘iş güç işte’ diyerek ihmal etmeyiniz”. Çünkü bir kız çocuğunun babadan alacağı hisler çok özeldir. Kız çocuğu kendi zayıf yanlarının en büyük destekçisi olarak babayı gördüğü için baba kız çocukları açısından çok önemlidir. Örneğin bir babanın kızının saçını okşaması onu kucağına yatırması ve saçlarını taramasıyla ona verdiği pozitif enerjiyi çocuk başka hiçbir yerden alamaz… Babasının yanında olduğunu hissettiği anlardaki huzurun boyutu hiçbir şey ile ölçülemez. Baba yokluğu ile büyüyen kız çocuklarında görülen en yaygın davranış bozukluğu “sığınma ihtiyacı”ndaki doyumsuzluk ve/veya iç dünyadaki huzursuzluk hırçınlıktır.

    Kurt dumanlı havayı sever
    Altını çizerek bir kere daha söylemek gerekirse; günümüzdeki sosyal yaşantının felç geçirmiş olması anne-babayı “ideal anne-baba olma” konusunda oldukça duyarlı olmaya itmelidir. “Ne yapalım iş güç işte...” bahanesi maalesef çok acı bir bahanedir ve geçerliliği yoktur.
    Ne evde anneyi çocuklarla tek başına bırakıp anneye babalık vazifesi yüklemeye ne de çocukları “Geçen hafta gittik ya parka!” diyerek oyalamaya sanırım hiçbir babanın hakkı yoktur.
    İhmale uğrayan çocukları (Allah göstermesin) kurtlar kapar sokaklarda haberiniz olsun.

    Tarih: , 6/6/2009 Kategori: Belirtilmemiş
    Yorum (3) | Bağlantı
    <- Son Sayfa Sonraki Sayfa ->



    BLOG DESİNG