Ya Resûlallah...

Arınmış bir ruhla Ravza'ya varsam, Kubbe-i Hadra'yı yakından görsem, Taş ve toprağına yüzümü sürsem: Diyerek: Dahîlek yâ Rasûlallah
Ziyâret kasdiyle ulu serveri Selâm kapısından girsem içeri, Kemâl-i edeble varsam ileri: Diyerek: Dahîlek yâ Rasûlallah
Huzuru Pâk'ine eğilsem-gitsem, Bütün varlığımı onda eritsem, Eriyen mum gibi tükenip bitsem: Diyerek: Dahîlek yâ Rasûlallah
Mevlâm'a gönlümden uçsa dilekler, Düâma hep âmin dese melekler, Yansıtsa âhımı bütün felekler: Diyerek: Dahîlek yâ Rasûlallah
|
Tarih: 15:21, 30/11/2009 Kategori: Belirtilmemiş |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Ağladığımı kimseye söyleme gece...
Ağladığımı kimseye söyleme gece, Onlar beni uykuda biliyorlar, Başımı dizlerine yaslayıp, Kedere dalacağımı bilmiyorlar…
Ağladığımı kimseye söyleme gece, Kızınca dağları deviririm sanıyorlar, Sadece kendimi yakıp, Karalar bağladığımı bilmiyorlar…
Ağladığımı kimseye söyleme gece, Onlar beni yosun tutmaz kaya biliyorlar. Oysa gözlerim her dem dalgalı, Acıyı yudum yudum içtiğimi bilmiyorlar…
Ağladığımı kimseye söyleme gece, Onlar beni korkutan cesaretimle biliyorlar Hayatın en acımasız yanından düştüm. Şimdi adım atmaktan nasıl korktuğumu bilmiyorlar…
Ağladığımı kimseye söyleme gece, Onlar beni ağlamaz sanıyorlar. Hatıramdaki resimleri gözlerime asıp, Gözyaşımla silmeye çalıştığımı bilmiyorlar…
Ağladığımı kimseye söyleme gece, Onlar beni hiç kırılmaz sanıyorlar… Sana kaç sitem yüklediğimi, Can kırıklarımın hesabını bilmiyorlar…
Ağladığımı kimseye söyleme gece, Onlar beni şair sanıyorlar… Meçhule mektuplar postalıyorum, Cevap gelmeyecek hiç, kahroluyorum bilmiyorlar…
Ağladığımı kimseye söyleme gece, Onlar beni güle de bülbüle de düşman biliyorlar. Vefasızlığı gördükçe ağladığımı bilmiyorlar…
Ağladığımı kimseye söyleme gece, Yüzümdeki tebessüm silinmez mürekkepten sanıyorlar. Ben kaç zamandır hiç gülemedim, Ağladığımı kimseye söyleme… Bilmesinler… Ve belki üzülürler, Üzülmesinler...
|| HaZaN MaKaMı|| |
Tarih: 12:09, 22/11/2009 Kategori: Belirtilmemiş |
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Gönül ki Gül’e hasret…

Hatırımıza düştün hatırına düşür bizi. Sevdik seni, sevindir bizi. Uzaktayız yakınına vardır bizi; yandık pınarına kandır bizi. Sıcak yaz günlerinde yaş dalların titreyişi gibi yandır bizi serin kuyulardan; koyu gecenin yıldızlarına karşı uyandır bizi derin uykulardan. Gözyaşı değil nice demdir gözümüzden akan; belki eriyip biten ruhumuzdur damlayan!.. Gül sözleri edelim çok çok, ve gonca sükutu az az. Gül düşleri görelim gül gecelerinde, Gül’ün aşkını derelim gül hecelerinde. Gözü sürmeli ile ağlayanın arasına gül serpelim, güle yeminler edip. Gönülleri yıkayalım gül suyuyla. Gönüldendir şikayet kimseden feryâdımız yoktur.
Gönlüm ki Gül’e hasret…
Üçüncü halin imkansızlığında… Ve kozanın amansız yırtılışında…
Cevher Gül’e düştü, mıknatıs bana, güzellik Gül’e, sevgi bana… Güzeller güzelleri severmiş ve sadıklar sadıkları… Güzelliğimi arttır benim Gül’üm, ve arındır ayrık güzelliklerden sevgilerimi… Senden yüzüne bakma lezzetini isterim ve titrerim vefadan sonra ayrılığına düşme dehşetiyle. Genişlet sana indirilene yaslanmakta sinemi, ve sade kıl sensiz düşüncelerden gönül ayinemi. Bir yankı ol, ses kat sesime; bir nazar kıl can ver nefesime. Düşümde ya hayalde gel, bitirdi gerçek beni; geldir bizi her halde gel ya yanına çek beni!. Gel Efendim! Sen gelmeyince hatıra bilsen neler gelir!..
Gönül ki Gül’e hasret…
Güzellik kendisine sıfat değil ad olan… Gül olmayınca bahçeler berbad olan…
Bakışındandır başlangıcı bütün hadiselerin; ve en büyük yangın aşkının bir kıvılcımından… Dönüyorsa gökler bir yüzük halkasınca, ve dönmedeyse içinde ne varsa, kaşındandır yüzüğün, inci tanesi kaşından… İyi hal de hatırlatıyor seni bize, kötü hal de; korktuğumuzda da sevgin var içimizde, umduğumuzda da… Gözyaşlarımız gözbebeklerimizi boğazlıyor sensiz, duru şaraplar içinde zehirler yutuyoruz… Gökkuşaklarını toprağa gömenler de, nurunu ağızlarında söndürmek isteyenler de senden öte sınavlarda değiller aslında. Nefis kendini içine üflemekte daim. Gülü kendi sesinde solduranların seni beklemekle geçecektir yüzyıllar süren ömürleri. Ah bir bilseler!.. Hâb-ı gaflette geçen ömrümü rü’yâ gördüm.
Gönüller ki Gül’e hasret…
Gönül ki kana boyandı, ve Gül’ün aşkına yandı…
Aşk, bir Gül’ün adıydı… İmdat ki seven unuttu, vefa yine sevgiliye düştü!.. Gel ey, unutma bizi!… Seni bir seven aşkına sev hepimizi!.. Kararlıyım bu gece, bütün varlığımla seni öveceğim… Seni sevdiğim gibi…
Iskender Pala
|
Tarih: 11:49, 22/11/2009 Kategori: Belirtilmemiş |
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Medine kokulu bir gül getirin bana ...

Medine kokulu bir gül getirin bana Mekke kokulu bir bahar. Ravzadan bir ılık meltem getirin bana Yeşil kubbeden kanatlanıp uçan bir bülbül getirin, Konsun gönlümün otağına. Aşk nağmeleriyle inletsin ruhumu.
Kızgın çöllerin yakan kumlarını koyun avuçlarıma yüzüme süreyim. Onun ayak izlerinin deydiği sokakları ben saçlarımla süpüreyim. Süpürüp her zerreyi başımın üstünde gezdireyim. Medine kokulu bir gül getirin bana, Mekke kokulu bir bahar.
Nur dağından bir inilti yayılsın çınlasın kulaklarımda. Bedirde bir dua okunsun bende diyeyim. Uhud da gözyaşı dökülsün her damlada ben dizüstü çökeyim. Alın ruhumu bedenimden götürün Beytullaha, ilk söz verişte ki gibi Secdeye varayım ve bırakın o secdeden sevgilinin ebedi yurduna uçayım. Medine kokulu bir gül getirin bana Mekke kokulu bir bahari müjdeleyin.
Ravzaya selamımı götürün, Minaya ahımı, Safa ile Merveye göz yaşlarımı, Arafata dualarımı götürün. Allah'ım (celle celalüh) nasibette uyanayım Medine kokulu bir gülün yaninda Mekke kokulu bir bahara. Çöllerin kavurucu sıcağında günahlarimi yakayim. Aşıp bütün mesafeleri o kutlu beldeye varayım. Nasibette varayım ve ya orada kalayım yada orada ebediyete uyanayım.
Hz.Bilal yeniden ezanlar okusun. Necası yeniden kucağını açsın, Taifte ki bütün taşlar güllere dönsün. Gönüllerde ki putlar bir bir kırılsın ufkumuz da yeniden dolunay doğsun. Gelsin SEVGILI düşlerime gelsin ben serabına dalayım, Onun huzurun da mumlar gibi eriyip sefkatine kanayım. Gayri hasretle yanan gönlümün Ondan baska tesellisi yok gelsin artık SEVGILI ve ben hep o rüyada kalayım. Hiç uyanmayayım.
|
Tarih: 12:51, 3/11/2009 Kategori: Belirtilmemiş |
Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Hasret ile vuslatın buluştuğu nokta...
Hasret ile vuslatın buluştuğu nokta... Hasreti bilir misin? Hani böyle parçası kalmayana kadar bir şeyi kıyarsın ya... İşte öyle bir şeyler kıyılır içinde. Aynı zamanda bir sızı yayılır, canına ciğerlerine. Bir bulut birikir, gizli bir diyarlarında
Büyür, büyür, her bir zerrene yakıcı bir duman gibi dolar. Daralırsın, boğulursun. O bulut gezinir gezinir de içinde, bir türlü yağmurlar çözülüp de katrelenemez, çözülüp de düşemez, şerha şerha yarılıp dağılmış kurak topraklarına. Karanlıktasındır, bir türlü güneş doğmaz mana iklimlerine. Neyin nerede olduğunu bilemeyecek kadar koyu bir karanlık! Görüyor olsan dahi, maddî gözlerinin ötesinde her şey karanlıktadır sana.
Bir yola çıkmışsındır. Şuurun erince bir bakarsın, yollar binleşir. Ne yapacağını şaşırır, biraz birine, biraz diğerine derken, bir sürü ıstıraplarla geri döner, esas başlangıç noktasını da kaybettiğin için şaşkın, sonu çıkmaz yollar arasında çaresiz öyle dolanırsın ya... Kuşlar havalanır içinden. Aklının, ruhunun, kalbinin, her türlü ince hissiyatlarının semasında durmadan uçar. Hiç bir dala konmadığı için, senin göğün ötesine bakmanı engellerler ya...
Yaşamak istiyorsun, hayatın sana sunduğu bütün güzellikleri tek tek tatmak istiyorsun, ama çok derin karanlık bir denize düşmüşsün. Üstelik yalnızsın, üstelik yüzme de bilmiyorsun, batıp batıp çıkıyorsun. Kaygı ve endişenden, hayatı kaybetme korkusundan, hayata dair ne varsa hiç birini algılayamayıp, sadece korkudan ibaret, bir endişe yumağına dönüşüveriyorsun ya... Hasret böyle karmakarışık bir his yumağıdır işte. Hasret, hasret duyulan şeye göre büyür.
Ve kavuşmak,
Ve buluşmak,
Ve vuslat,
Çözmeye başlar yumağı. Hakikatleri ortaya çıkarmaya başlar. Bazen hasret duyulan şeye kavuşulduğunda, bunca ezici, boğucu sıkıntıların, ona değmeyeceğini anladığında, öyle bir yıkım olur ki, öyle bir pişmanlık sarar ki seni, nereye gideceğini, neye inanacağını şaşırır öylece kalakalırsın.
Birçok şey, neden ve niçinini bilmeden peşinde gidildiği için, bir sürü vakit kaybı ile birlikte yarı yolda bırakıverir insanı.
Kime neye hasret duymalıyız? Hangi yolu takip edeceğimizi kime sormalıyız? İşte bir sürü şaşkınlık, kayıp, acı ve ıstıraptan sonra, Cenab-ı Hakkı, Yaratıcımızı bulduğumuzda, anlarız ki; yollar Ona sorulur. Istıraplar Onda diner, yanlışların doğru olanlarını O gösterir. Yorulmuş, hırpalanmış manevî varlığımız Ona kavuşunca tazelenir.
Onu bulmak; elemsiz, kedersiz, karmaşasız, fevkalade güzel, engin, huzurlu, nurlu bir dünyanın kapılarını açar bize.
Onu bulmak var ya;
Hem hasrettir, hasretlerin en derini, en güzeli.
Hem vuslattır, kavuşmaların en derini, en ferahlısı, en muhabbetlisi, en tatlısı.
İşte hasret ile vuslatın buluştuğu en önemli noktadır hidayet.
O noktayı bulan,
O noktada duran,
O noktada kalan,
O noktadan hayata bakan,
O noktayı hayatının rotası yapan Allah’ın izni ile şaşmaz.
Mümine Güneş
|
Tarih: 22:52, 25/10/2009 Kategori: Belirtilmemiş |
Yorum (4) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
|